Geveze Ruhlar İçin Yazdım

     
     
        Öyle düğüm düğüm kalıyordu bazen cümleler boğazında. Tam ağzından çıkacakken kelimeler bir çelme  takıyordu dişleri, merdivenden yuvarlanır gibi paldır küldür iniyordu sözcükler dudaklarından. Komik duruma düşüyordu düşünceleri. Halbuki o düşüncelerine güzel bir kelime kılıfı dikip yollamıştı beyninden. Öyle süslü püslü, allı güllü bir kılıf.... Dişlerine takılıp düşünce kelimeler, bu kılıfların da bir anlamı kalmıyordu nihayetinde. Çünkü düştüğünde biri, kıyafetine değil düşüşüne bakardı herkes...
        Lafı gediğine oturtmak onun muhabbet kültürüne sonradan girmişti, onun terminolojisi pot kırmak üzerine gelişmişti. Ne konuşmadan durabiliyor, ne de konuştukları yerini buluyordu. Tasarlanmış düşünceler tam yeri gelince çıkıverirdi aklından, unuturdu. Bir söz düellosuna girse: O, "ohhh şunu da söyledim, verdim ağzının payını" diyen taraf değil " keşke söyleseydim" diyen taraf olurdu. Sonradan gelirdi aklı başına, hep sonradan....
       

         Nereden öğrenmişti bu huyu O da bilmiyordu. Kötü bir alışkanlıktı konuşarak susmak, eminim tercih ederdi susarak konuşmaya..."Yeri gelince söylerim" derdi hep, acaba yeri mi gelmiyordu, yeri gelmesi için zemin oluşturmayı mı bilmiyordu? Zemin oluşturuyor, hatta yeri de geliyor ama onun kelimeleri düzenli ordu gibi olmuyordu ağzından çıkınca, militanlardan oluşan illegal bir birlik gibi duruyordu, cesur ama  geçersiz!
         Sır tutmayı bilirdi de kendi sırlarını tutamazdı. Paylaştıkça çoğalırdı sevgisi, azalırdı öfkesi. Paylaşırken ağzından kaçan küçük sırlar ele verirdi onu. Severdi böyle ulu orta yaşamayı, saklamayı sevmedi hiç. Dağıtarak, saçarak büyümüştü. Bunu annesinden öğrenmişti. Pervazlara ekmek kırıntıları koyardı güvercinlerin kirlettiği mermeri temizlemeyi göze alarak annesi, küçük saksılarda sebze yetiştirirdi, bir kök soğan, bir tutam maydonoz, büyüdüğünü gördüğü dört beş fasulye annesini mutlu ederdi. O da öyleydi, emek vermeyi severdi, hayatla uğraşmayı, mücadele etmeyi... Dağıttıklarına, saçtıklarına üzülmez servetimin büyüklüğünü gösterir diye düşünürdü.
         Ağır oturaklı cümleleri ancak yazabiliyordu, konuşunca gençleşiyor, ergen gençler gibi biraz asi biraz heyecanlı oluyordu ağzından çıkanlar.Bunu bile bile konuşmaktan hiç vazgeçmedi. İyi geliyordu O'na anlatmak, paylaşmak....
         O'nu dinleyenlere selam olsun....



     

       

     



Share on Google Plus

anne güncesi

1 yorum:

  1. Yazılarını okudum. Bende yeni blog açtım. Senide izlemeye aldım. Desteklerini bekliyorum. İyi günlerin olsun..

    YanıtlaSil

Gmail hesabınız olmasa bile yorumlama biçiminde: ADSIZ seçeneğini seçerek yorum yapabilirsiniz