Güçlü Kadın İtirafları

   



     Hayallerinin peşinden koşmak ya da koşmamak işte bütün mesele bu...
     Bir feminizm dayatması mıdır 'ayakları üzerinde duran güçlü kadın olmak' yoksa gerçekten iç dünyamızda  biz kadınlar bunu mu istiyoruz. Bu ara bu soruya takılmış durumdayım.  80 kuşağı çocuğu olmak 90'lara ergen girmek, henüz o zamanlar kabuğundan yeni sıyrılan, toplumda yeni yeni kabul görmüş "güçlü kadın" lafzına, "ayağının üstünde dur, kocana muhtaç olma" söylemlerine çokça maruz kalmak demekti. Maruz kalırken adapte de oluyorduk sanırım. Güçlü kadın deyince; kadın çalışmalı, para kazanmalı, erkeğe muhtaç olmamalı,  erkek yaparsa kadın da yapar demekti biraz da.... O zamanlar lisede öğretmenlerimizin verdiği mesajlardı bunlar hatırlarsınız belki. Sanki zümre  toplantılarında anlaşmışlar, ders arasına sosyal mesaj olarak serpiştirelim diye düşünmüşler. İyi de yapmışlar esasında ama biraz altı boş kaldı cümlelerin, öyle ki herkes kendi temelini kurarak yükseltti bu söylemleri. Biz ergenler için de ne yöne çekersek o yöne giden cümlelerdi bunlar. Orta direk aile çocuğu olan bizlere daha da cazip geliyordu bu yaklaşımlar. Annemizin para isterken ezilip büzülmesi, babamızın ise kendisinden her para istendigin de patron edasıyla nereye harcadın diye hesap sorması biz 15'lilere annem gibi olmayacağım ben dedirtiyordu o zamanlar. Ki tabloda da annemizin şık durduğu söylenemezdi. Para kimdeyse güç ondadır çünkü bu tabloda güçlü duran kimd, babamız elbette. Bu durumda babamız gibi olmayı istemek yadırganamazdı. Hatta bu düşüncemizi paylaşsak "afferinn kızım,   annen gibi olma" derlerdi ki annemiz bile böyle diyordu.
Biz olduk evet, "babamız gibi" olduk. Ayaklarımızın üstünde durduk, para da kazandık, toplumda söz sahibi olduk hatta yönettik de. Peki biyolojik yapımız, fiziksel yapımız bunu ne kadar kaldırdı. Hadi dürüst olalım şimdi. Şapkamızı koyup düşünelim çünkü ben bugün öyle yaptım. Anne gibi olmayı kaçırdık feminist olalım derken. Biyolojimiz bağırıyordu çocuk sahibi olmalısın diye, erteledik. Ertelemeyelen de çocuğun biyolojisini bu duruma uydurdu. Emzirmeyi bırak, kendi uyusun, kendi yesin, bakıcı baksın.... Neden arkamdan çocuğum ağlarken işe gidiyorum, neden daha az vakit geçiriyorum onunla. Kazandıklarım kaybettiklerime değecek mi? Gerçekten bu aralar bunu soruyorum kendime. Bu sabah koşturmacaları, akşam hazırlıkları ben kendi ayaklarımın üstünde duruyorum diye. Bu bir seçimse bedeli de buydu o zaman. Bir de her şeye yetisiyorum deyip yorgunlukları böyle süslemek oldukça  havalı duruyordu uzaktan.
Güçlü kadın gerçekten bu muydu. İlla bir işyerinde çalışınca mı güçlü oluyorduk. Evde çalışanlar güçsüz mü. Para getirmek= güçlü olmak mı . Anneliğin, sadece kadın olmanın gücü yok mu. Ya da neden biz kadınlar zerafeti temsil ederken güçlü olmaya çalıştık. Bıraksalardı hep zerafeti temsil etseydik. Öyle bir babamız gibi olduk ki artık sahnede baba figürü yardımcı oyuncuydu. Onların rolünü de çaldık. Güçlü kadın olmayı süpermen olmakla mı karıştırdık  bilemiyorum. E diğer taraftan bakarsak para kazanan güçlü ise hükmeder de öyleyse. Ama biz hem para kazanıyoruz hem hükmediliyoruz . Biz adam gibi olmaya çalışıyoruz erkekler baba bile olamıyor çoğu zaman. Kadınları güçlü kılacak sloganlar yerine erkeklere baba olmayı öğretseydi keşke bu 90'lardaki sistem. Bizim heveslendiğimiz iş hayatı gibi onlar da baba olmaya hevesli olsalardı. Tüm sorumlulukları üstümüze alarak bir de adamların hayatını kolaylaştırdık. Eve daha çok para giriyor, daha iyi arabalara biniyorlar, çoğu kadın aldığı arabayı bile kullanamıyor.
Anladığım şu ki ne kadın olduk ne adam. Sürünüyoruz bu feminist düzende ama görmezden geliyoruz. Maddiyatın getirdiği  yaşam standartı yüksekliği bizi artık "dursun bu düzen, evimin kadını, çocuklarımın anası olucam bundan sonra" diyecek cesareti vermiyor. Çalışmanın verdiği yorgunluktan bahsederken para kazanmanın mutluluğundan vazgeçemiyoruz da. Evdeki kadın demek pasif kadın demek algısı kapitalizmin hediyesi olsa gerek. Oysa ki büro çalışanı olmadan da güçlü kadın olabilirdik. Kadın zaten anadır ve analar güçlüdür. Güçlü analar güçlü nesiller yetiştirir. Aslında bu yüzden iyi bir eğitim almalı kadınlar, çalışmak eğitimin bir sonucu değil ancak ihtiyaç duyulursa gereksinimi olmalıydı kanımca....
Not: Bu kadar laftan sonra yazar kendi kendini sorguluyordu. İsyan etttiği düzenin çarkında dönüp  gidiyordu. 
Share on Google Plus

anne güncesi

0 yorum:

Yorum Gönder

Gmail hesabınız olmasa bile yorumlama biçiminde: ADSIZ seçeneğini seçerek yorum yapabilirsiniz