Kayseri'de yaşanan olay üzerine

   
      İki gündür içim acıyor...Özellikle oğluma baktıkça daha çok üzülüyorum...Gözlerim doluyor yerine koydukça. Bu nasıl bir duygu yoksunluğudur?  Bunu yapanın vicdanı nasıl bu kadar tükendi? Anlamıyorum, anlamak istemiyorum bu sorunun cevabını.
      Sen küçük delikanlı!. Elleri ayakları küçük ama yüreği büyük çocuk. Ağlamamayı kendine öğretecek kadar hangi ara büyüdün?
      Bunca zaman nelere katlandın, neler yaşadın bebeğim? Bizim çocuklarımız için parka gitmek, sevdiği yemeği yapmamız ödülken senin ödülün dayak yemeden geçirilen bir gün müydü? Ya da o dayağın  her zamankinden daha az can yakıcı mı olmasıydı?
       Neleri içine attın. Neleri hayal ettin? En doğal ihtiyaçlarını söyleyebildin mi?
      -Annecim çişim geldi...
      Diyebildin mi mesela...Diyemedin belki de tuttun tuvaletini sonra kaçırdın ve yine dayak yedin...
      -Susadım, acıktım diyebildin mi?
      Acıktığın zaman ne istedin. En sevdiğin yemek oldu mu hiç?
      Ben dayanamadım, uyuyamadım bu haberi öğrendiğim gece. Nasıl geçirdiler bunca zamanı o insanla. Bir de tabi bunlar 3 dakikalık bizim gördüklerimiz. Görmediğimiz daha nelere katlanıldı o evde....Duvarları hangi çığlıklarla çınladı...
       Ve daha başka kaç  kapalı kapılar ardında çocuklara şiddet uygulanıyor. Kaç tane sessizce imdat! diyen çocuk var. Yolunu kaybeden dağcının yaktığı ateşi yakan kaç çocuk var.
        Peki merhameti nasıl kaybetti bunu yapan insan.?
        Şiddet şiddeti doğuruyor. Belki zamanla şiddet göstererek tatmin ediyor kendini insan. Yani şiddet göstermeye alışıyor...
        Şiddet yaşayan gözüyle de bakarsak, o da şiddet görmeye alışıyor. Sindiriliyor, korkuyor, otorite olarak kabul ediyor şiddet göstereni. Bu yüzden en yakınındaki insana bile şiddet gördüğünü söyleyemiyor ve zamanla artık o da empati kuramamaya başlıyor. Gücünün yettiğine şiddet gösteriyor. Çünkü bunun bu kadar da kötü bir şey olmadığını düşünüyor. Yani beyni şiddeti normal karşılıyor...
         Biz kadına yönelik şiddet, kadın cinayeti, çocuk istismarı, çocuğa yönelik şiddet...Bu tip haberler  görmeye, duymaya alıştık. Tıpkı Filistin' de ölen çocuklara artık  eskisi kadar üzülmediğimiz gibi...
        Neler yapmalıyızı düşündüm bu konuda bir anne olarak..
        Mesela ayrılan anne babalarda, üvey anne veya üvey baba yanında yaşayan çocukları düzenli olarak takip edebiliriz.
         Şiddet göreni değil, göstereni de rehabilite edebiliriz ciddi pskolojik sorunları yoksa. Çözümler hep mağdura yönelik. Suçu işleyenin suçu  işlemesinin altında yatan sebepler araştırılmıyor. Bu  sebeplerin araştırılıp, bu konu üzerinde işin ehli kişilerle konuşluup çözüm arayışına geçmek lazım. Şiddetin her türlüsünün yanlış olduğunu çocuklara öğretmek önce aile de başlıyor elbette. Çocuklara yemek yedirirken yapılan ısrarcı davranışlar, zorla yemek yedirmeye çalışmak bile bir şiddet türüymüş aslında. Bunu duyunca çok şaşırmıştım. Öğreneceğimiz ne çok şey var...
     
        Ben bu olaydan sonra çocuklarıma daha sıkı sarıldım. Onların vicdan sahibi bir birey olması için ne yapabilirim diye düşündüm .Ve daha çok tolore etmeye başladım bazı şeyleri. Varsin yaramazlık yapsınlar, legolara basmaktan ayaklarım acısın, duvarlarım çizilsin, yemekleri döke saça yesinler, masanın altını  temizlemekten yorulayım , günde on kere süpürge açayım...Ama benim yanımda annelerinin dizinin dibindeki mutluluktan, güvenden mahrum kalmasınlar.
        Bakanımız bu konuda açıklama yaptı. O çocuklara psikolojik destek verilmeye başlanmış. Orada ki arkadaşlarımızın elinden geleni yaptığına eminim. Şimdi tek ihtiyaçları olan şey sıcak bir yuva. Keşke anneleri ile olabilseler. Bu mümkün mü bilmiyorum, sadece diliyorum. Umarım onların yaraları sarılır...
       Çocuk kahkahası hayatımızdan hiç eksik olmasın...
       Sevgi... sonsuz sevgi...Her şeye rağmen sevgi. İşte her şeyin ilacı bu.  
     
   

   
 

   
Share on Google Plus

Hatice Durgun

2 yorum:

Gmail hesabınız olmasa bile yorumlama biçiminde: ADSIZ seçeneğini seçerek yorum yapabilirsiniz